EN

Agnès Hakkında Her Şey

1954’ten 2019’a Agnès

Sinema tarihinin en özgürlükçü ve en yenilikçi yaratıcılarından, feminist hareketin sinemadaki en önemli temsilcilerinden, Fransız Yeni Dalga akımının öncüsü ve Rive Gauche grubunun kurucularından biridir Agnès Varda. İnanılmaz çeşitlilikte ve zenginlikte bir filmografiye ve sürekli kendini yenileyen bir enerjiye ve yaratıcılığa sahiptir. Geliştirdiği sineyazı/cinécriture kuramıyla çektiği filmler resim, fotoğraf, enstalasyon ve edebiyatı bir araya getiren disiplinlerarası çalışmalardır.

Kişiliği de filmografisi kadar güçlü ve renkli bir sanatçıdır. Bir kadın olarak kimliği, bir feminist olarak tavrı, kendine özgü perspektifi, mizahı ve oyunbazlığı, öykü anlatıcı olarak doğal yeteneğiyle harmanlanır. Kendini yaratıcı-tanık/auteur-témoin olarak tanımlayarak kurmaca ile belgesel, öznel ile nesnel arasındaki sınırları kaldıran filmlerinin ekseninde yer alır. Bir ‘sineyazar’ olarak doğrudan öznesi olmadığı filmlerinde de varlığını hissettirir. “Filmlerime mutlaka dahil olurum, kendini beğenmişlikten değil yaklaşımımdaki dürüstlükten,” der.

Durağan karelerden hareketli resimlere

Bir Fransız anne ile Anadolu’dan Belçika’ya göç etmiş bir Yunan babanın çocuğu olarak 30 Mayıs 1928’de Ixelles’de doğdu. Ailesi 2. Dünya Savaşı’nda Fransa’nın Akdeniz kıyısına, Paul Valéry’nin şiirlerinde anlattığı Sète’e yerleşti. O zamanki adıyla Arlette Varda, Paris’te École du Louvre’da fotoğraf ve sanat tarihi öğrenimi gördükten sonra Jean Vilar yönetimindeki Théâtre National Populaire’de fotoğrafçı olarak çalışmaya başladı.

Fotoğraf ve sanat tarihi eğitimi Varda’nın sinemasında teknik ve estetik yetkinlik olarak her daim etkisini hissettirdi; sanat sevgisi de bir esin kaynağı olarak filmlerine damgasını vurdu. Bir yandan fotografik açıdan mükemmel kompozisyonlarıyla dikkat çekti bir yandan da sevdiği tabloları, fotoğraflarını, filmlerden bölümleri, mimari unsurları, edebiyat alıntılarını kendi yapıtlarının birer parçası haline getirdi. Jean-François Millet’nin çiftçilerin yoksulluğunu dile getiren Toplayıcılar (Les Glaneuses) adlı tablosundan yola çıkarak tüketim toplumunun yoksulluğu körüklemesini ve kapitalist sistemde standartlaşmayı eleştirdiği Toplayıcılar (Les Glaneurs et La Glaneuse, 2000) adlı filminde vurguladığı gibi bir ‘imge toplayıcı’ oldu.

‘İmge toplayıcılık’, bakışını her daim çalışan ve üretenlere yönelten, sokaktaki sıradan insanları gözlemleyen Varda sinemasının temel unsurlarından biridir. Gerçek insanları tanımak ister, hayatlarını merak eder ve izleyicileriyle de paylaşır; hakiki bir hümanizm, hakiki bir ilgi ve hakiki bir duyarlılıkla.

Yaşlanmakta olan bedeninden, eşi Jacques Demy’den, oğlu Mathieu Demy’den, arkadaşı Jane Birkin’den, onun kızı Charlotte Gainsbourg’dan, kedisinden, stüdyosundan, evinin bulunduğu sokaktan, o sokaktaki esnaftan, meydandaki satıcılardan, kürtaj hakkı için mücadele eden kadınlardan, yazlık evinin bulunduğu adadaki dul kadınlardan, Paris’teki karyatidlerden esinlenir. Sinema Müzesi önündeki merdivenlerden sinema tarihine geçmiş klasiklerdeki ünlü merdiven sahnelerine uzanmayı bile başarır Çok Güzel Merdivenlerin Var, Biliyor musun? (T'as de beaux escaliers, tu sais’de, 1986). *

Sol Yaka’nın sineyazarı

Sinemaya da bu düşünce yapısıyla, büyüdüğü Sète yakınında filme adını veren kasabada yaşayan balıkçıların öyküsünü anlatarak adım attı Agnès Varda. Kendisi gibi sanat tutkunu Alain Resnais’nin kurgusunu yaptığı La Pointe Courte (Paralel Yaşamlar, 1954), ünlü sinema tarihçisi Georges Sadoul tarafından Fransız Yeni Dalga akımının öncülerinden biri olarak değerlendirildi.

Yeni Dalga yönetmenlerinin aksine Cahiers du Cinèma dergisinde yazarlık yapmamış olan Varda, Resnais ve Chris Marker ile birlikte Seine Nehri’nin sol yakası, Rive Gauche, adıyla anılan, Yeni Dalga’ya kıyasla hem politik hem estetik açıdan daha sofistike ve daha rafine filmler üreten gruba dahil edildiyse de kendi manifestosunu yaptı. Alexandre Astruc’un kamera-kalem/camèra-stylo fikrini ileriye götürüp sineyazı/cinécriture kavramını geliştirdi. Bu kavramı şöyle anlatır: “İyi yazılmış bir film aynı zamanda iyi çekilmiştir, oyuncular iyi seçilmiştir, mekânlar da. Kesme, hareket, açılar, filmin ritmi ve kurgusu, bir yazarın cümlelerinin anlamının derinliğini, kullandığı sözcüklerin, zarfların, paragrafların, öyküyü ilerleten ya da akışını sekteye uğratan bölümlerin vb. sayısını seçtiği gibi ele alınır. Yazıda buna biçem denir. Sinemada biçem, sineyazıdır.” (Criterion Koleksiyonu Four by Agnès Varda DVD Seti Hatıralar)

Format, tür, süre ayırt etmez

Sinema sinemadır Agnès Varda için, format, tür, süre ayırt etmez. Kurmaca, belgesel, doküdrama, essay-film, kısa film, video-art… Ne uyuyorsa aklındaki projeye onu uygular. Kaç dakika gerektiriyorsa projesi, o uzunlukta çeker filmini.

Bu özgür düşünceyle, Paralel Yaşamlar’dan sonra beş kısa belgesel yaptı. İlk başyapıtı 5’ten 7’ye Cléo (Cléo de 5 à 7, 1962, Cannes Film Festivali Altın Palmiye adayı) onların ardından geldi. Parisli şarkıcının kanser olup olmadığını öğreneceği testin sonucunu beklediği iki gergin saatte geçen filmde hem kahramanına hayati bir değişim geçirterek hem dönemin klişelerine uymayan başka güçlü kadın karakterler yaratarak feminist tavrını da sergiledi.

1965’te Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı ve Interfilm ödüllerini kazandığı Mutluluk’ta (Le Bonheur) filme adını veren kavramı bir aşk üçgeni çerçevesinde tersine çevirdi. Ertesi yıl Elsa la Rose adlı belgeseline konu olacak yazar Elsa Triolet’ye büyük bir aşkla bağlı şair Louis Aragon’un “Mutlu aşk yoktur” dizesini bir Pierre Bonnard tablosuna dönüştürmüş gibiydi.

Biçem ve konu çeşitliliğiyle hayranlık uyandıran Varda, 1966’da başrollerini Michel Piccoli ve Catherine Deneuve’ün üstlendiği, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan Yaratıklar (Les Créatures) ile bu kez fantastik sinema yaptı. Yıllar sonra Agnès’in Plajları (Les Plages d’Agnès) ve Noirmoutier Dulları’nda (Quelques Veuves Noirmoutier) adlı belgesellerinde döneceği, yazlık evlerinin bulunduğu adada geçen filmin esin kaynakları Bergman’ın Yedinci Mühür (Det sjunde inseglet ) filmi ve şeytani kötülüğü ele alan yazar Lautréamont’un kitaplarıydı.

Feminist sinemanın farklı tonları

Kaçış sineması olarak nitelendirilen popüler türü tersine çeviren ve ona feminist bir kimlik kazandıran 1977 yapımı çığır açan anti-müzikali L'une chante l'autre pas / Biri Şarkı Söylüyor, Diğeri Söylemiyor ’a dek belgesellere ağırlık verdi.  Vietnam Savaşı’nda Kuzey Vietnam’a destek veren grup filmi Vietnam’dan Uzakta (Loin du Vietnam, 1967), ABD’deki siyahların sivil haklarını savunan ünlü militan gruba dair Kara Panterler (Black Panthers, 1968), 1963’te Küba’ya yaptığı ziyarette çektiği, devrim sonrası adada hayatı belgeleyen 1800 civarında fotoğraftan kurguladığı Selam Size Kübalılar (Salut les Cubains, 1971) politik açıdan öne çıkan işleri oldu.

Simone de Beauvoir’ın kürtaj hakkı için yazdığı manifestoya imza atan, tutucu Fransız basınının “les salopes/kaltaklar” hakaretine gülüp bu sıfatı inadına kullanan 343 kadından biri olarak aktif biçimde feminist harekete katılan Varda’nın Kadınların Cevabı: Bizim Bedenimiz, Bizim Organımız (Réponses de femmes: Notre corps, notre sexe, 1975) belgeseli apayrı bir önem taşır. Kürtaj yaptıran kadınları savunan avukat Gisèle Halimi’nin de dahil olduğu film, mülakatlar aracılığıyla kadınlık tanımlarını irdeler.

Varda’nın bir başka feminist başyapıtı da Çatısız Kuralsız’dır (Sans Toit  ni Loi , 1985). Adını yalnızlıktan alan Mona, hayatın başlangıcı misali sudan çıkıp yürümeye başlar. Bir çiftçinin ona verdiği araziye patates ekip orada yaşamayı reddeder, kitap okur! Sonradan kadını eve kapatacak olan insan uygarlığının yerleşik hayata geçişini reddetmektedir adeta.

Varda, 90’lı yıllarda, kaybettiği eşi, ünlü yönetmen Jacques Demy’ye adadığı belgeseller yaptıktan sonra 2000’li yıllarda Toplayıcılar, onun iki yıl sonraki devam filmi, Agnès’in Plajları, fotoğraf ve enstalasyon sanatçısı JR ile birlikte yaptığı Mekânlar ve Yüzler (Visages, Villages)  ve 2019 Berlin Film Festivali’nde gösterilen özyaşamöyküsü Agnès, Varda’yı Anlatıyor (Varda par Agnès) ile yeni kuşakların hayranlığını topladı.

Son beş yıldır dünyanın her yerinde toplu gösterileri yapılan Varda, Fransa’nın en yüksek düzeydeki Ulusal Madalyası Lègion d’Honneur, Fransız Akademisi’nin René Clair Ödülü, Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin onursal Oscar’ı dahil çok sayıda ödüle değer görüldü.

* Marcel Carnè’nin 1938 yapımı filmi Sisler Rıhtımı’nda (Le quai des brumes) Jean Gabin Michèle Morgan’a ‘Çok güzel gözlerin var, biliyor musun?’ diyerek ilanı aşk eder. Varda’nın Fransız Sinemateki’nin 50. yılı için çektiği kısa filminin ismi bu ünlü sahneye atıfta bulunmaktadır.

Alin Taşçıyan

 

 

Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi'nde otopark alanı mevcut değildir; dolayısıyla sitemizdeki haritada işaretlenmiş olan, civar otoparkları kullanabilirsiniz.


Toplu taşımayı tercih edecek ziyaretçiler, Kadıköy'den düzenli aralıklarla kalkan Bostancı dolmuşlarını kullanarak Hasırcıbaşı Caddesi'nin girişinde inebilirler. Sinematek/ Sinema Evi tabelalarını takip ederek 5 dakikalık yürüme mesafesindeki kurumumuza ulaşabilirsiniz. Yine aynı yöne ilerleyen İETT otobüsleriyle de Barış Manço durağında inip yönlendirme tabelalarını takip ederek kurumumuza ulaşmanız mümkündür.