EN
Hayattan bir kesit: André Antoine sineması Geçmiş Programlar
Kapat

André Antoine (1858-1943) özellikle Paris’te 1887’de kurduğu bağımsız “Théâtre Libre” (Özgür Tiyatro) ile sahnelediği oyunlarla natüralist tiyatro anlayışının kurucusu olarak anılır. Ancak Antoine 1915’ten ölümüne dek sinema ile de ilgilendi, bu konuda yazılar yazdı ve konferanslar verdi. Buna rağmen, sadece sekiz filmden oluşan yönetmenlik serüveni sinema tarihi tarafından yakın zamana kadar neredeyse tamamen göz ardı edilmişti. Son senelerde gerçekleşen restorasyonlar sayesinde bugün Antoine’ın sinema alanındaki katkılarını da görme imkânı doğdu.

Antoine 1887’de tiyatro yönetmenliğine başladığında, o zamana dek kabul gören klasik tiyatronun kalıplarını yıkarak gerçekçi ve doğal yorumuyla büyük sansasyon yarattı. Örneğin 1888’de sergilediği Kasaplar (Les Bouchers) oyununda dekor olarak gerçek çiğ et parçalarının kullanılması, oyuncuların seyirciyi yok sayarak bazen karanlıkta, bazen de salona sırtlarını dönerek oynamaları tiyatro dünyasını derinden sarsmıştı. 

Antoine, Osmanlı İmparatorluğu’nda da tanınıyordu; 1890’larda birkaç kez İstanbul’a gelerek oyunlarını sergilemiş, gitgide aralarında Muhsin Ertuğrul’un da olduğu genç tiyatro hayranlarının yakından izlediği bir isim hâline gelmişti. Nitekim Cemil Topuzlu, Dârülbedâyi’nin kurulması sürecinde Antoine’ı müdür atayarak İstanbul’a getirtti. Ertuğrul’un anılarında anlatıldığına göre, Antoine kendisine edebiyatçılardan oluşan bir grup danışman istemişti. Dârülbedâyi’nin kuruluş aşamasındaki ilk toplantılarda yanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Abdülhak Hamit Tarhan gibi birçok isim vardı. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla Antoine aniden Fransa’ya dönmek zorunda kaldı. 

Antoine 1915-1922 arasında edebiyat klasiklerini sinemaya uyarlayarak sinemanın itibarını artırmayı amaçlayan SCAGL ve Pathé şirketleri için sekiz film çekti. Sinema sayesinde tiyatrodaki dekor ve zaman-mekân kısıtlamalarından kurtularak gerçekte gördüğümüz, günlük yaşama ait ayrıntıları doğal dekor gibi kullanarak kurmaca da olsa belgesel tadında filmler üretti. Neredeyse her projesi farklı bir mekânda ve ortamda, abartıdan uzak, farklı kesimlerden insanların yaşayabileceği deneyimleri yansıttı. Filmlerindeki belgesel doku pazarlar, sokak kutlamaları, folklorik ayrıntılar ve yerel figüranlar gibi gerçek detaylardan gelse de bu filmler aslında özenli senaryolar ve son derece profesyonel tiyatro oyuncularıyla çekiliyordu. Zira Antoine bir kameranın rastgele kaydedeceği görüntülere gerçekçi denemeyeceğini, aksine gerçeklik algısının sinema dilini kullanarak bilinçli bir düzenle yaratılması gerektiğine inanıyordu.

Antoine her filmi için farklı bir coğrafya seçmiş ve çekimlerin yapıldığı yerlerin jenerikte ayrıntılarıyla belirtilmesini istemiş, bazı sahnelerde mekânın her şeyden ve herkesten daha önemli bir rol oynadığını söylemişti.

Örneğin 1896 tarihlibir romandan uyarlanan Suçlu (Le coupable, 1917) aslında mahkeme salonunda gecen bir filmken, geriye dönüşlere dayanan güçlü dramaturijisi ile izleyiciyi Paris’te sokak sokak gezdirerek bu büyük şehirde farklı kişilerin aynı mekânları nasıl deneyimlediğini gözlemler. Gerçekten de Paris, içinde birbirine aykırı gerçeklikleri barındıran bir vahşi şehirdir. 

Bu filmde savcı rolündeki Romuald Joubé (1876-1949), 1910’dan itibaren Antoine’ın tiyatro oyunlarında yer almış; daha sonra da Antoine’ın dört filminde oynamış, 1910 ve 20’lerin Fransız sinemasına damga vuran isimlerden biri.

Başrolünde yine emektar tiyatro oyuncusu Armand Bour’un (1868-1945) oynadığı Toprak (La terre, 1921) ise Émile Zola’nın 1887’de yayımlanan eserinin olabildiğince sadık bir uyarlamasıdır. Zola hayranı Antoine, kırsal hayatın şiddetli ve acımasız doğasını gerçekçi tarzda anlatan bu eseri 1902’de de tiyatroya uyarlamıştı. 

Kırlangıç ve Baştankara (L’Hirondelle et la Mésange) filmi ise çekimleri 1920’de tamamlanmasına rağmen 1924’teki bir iki gösterim dışında on yıllarca rafta kaldı. Ta ki 1980’lerin ortasında arşivlerde bulunana dek... Filmi ilk defa gören izleyiciler, filmin içerdiği, Antwerp’te çekilmiş, günümüzde artık kaybolup gitmiş gelenekleri belgeleyen dakikalar süren sokak görüntüleri karşısında hayrete düştüler. Antoine belki biraz da tesadüfen tanık olduğu bu kutlamaları ayrıntılarıyla filme çekmiş, hatta Paris’e geri döndüğünde bu görüntülerin Pathé tarafından sinemalarda gösterilen haber bültenlerinde kullanılmasını önermişti.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız sinemasının girdiği krizden de payını alan Antoine 1922’den sonra film çekmemesine rağmen sinemaya olanilgisini eleştirmen olarak 1930’ların sonuna kadar sürdürdü. Hayattan bir kesit vermeye çalıştığı filmleri ne 1920’lerde egemen olan ticari sinemaya, ne de sanat çevrelerinde giderek yaygınlaşan avangart sinemaya uygun düştüğünden olsa gerek, yaratıldıkları dönemde fazla ilgi uyandırmadılar. Ancak on yıllar sonra ortaya çıkan yeni gerçekçilik gibi akımlar Antoine’ın sinemasını yeniden güncel hâle getirdi. 
 

Elif Rongen-Kaynakçı
 

 
Sessiz Perşembe programına değerli katkıları için Kurukahveci Mehmet Efendi’ye teşekkür ederiz. 
Desteklerinden ötürü Fondation Jérôme Seydoux-Pathé'ye ve gösterim kopyalarını temin eden Cinémathèque française'e teşekkür ederiz.

Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi'nde otopark alanı mevcut değildir; dolayısıyla sitemizdeki haritada işaretlenmiş olan, civar otoparkları kullanabilirsiniz.


Toplu taşımayı tercih edecek ziyaretçiler, Kadıköy'den düzenli aralıklarla kalkan Bostancı dolmuşlarını kullanarak Hasırcıbaşı Caddesi'nin girişinde inebilirler. Sinematek/ Sinema Evi tabelalarını takip ederek 5 dakikalık yürüme mesafesindeki kurumumuza ulaşabilirsiniz. Yine aynı yöne ilerleyen İETT otobüsleriyle de Barış Manço durağında inip yönlendirme tabelalarını takip ederek kurumumuza ulaşmanız mümkündür.