Bir Zamanlar Türk Sinematek Derneği Vardı (1965-1980)

Türk Sinematek Derneği, 1965 ile 1980 yılları arasında varlığını sürdürmüş, özellikle 1975’e kadar son derece etkin bir şekilde faaliyet göstermiş bir sinema merkeziydi. 1965 ve 1975 arasındaki on yıl, Türkiye’de tiyatro, müzik ve edebiyat gibi alanların tamamında olduğu gibi, derneğin de en verimli dönemiydi. Bu yıllar boyunca sanatsal faaliyetler toplumun çeşitli kesimleri tarafından daha fazla benimsenmiş ve şehir hayatının çok daha görünür bir parçası olmuştu. Bu, sinema ve Sinematek Derneği açısından da böyleydi. Sinematek, o döneme özgü ve ancak o dönemin koşullarında ortaya çıkabilecek özelliklerin taşıyıcısı olan bir sosyal, kültürel ortam olarak görülebilir.

Sinematek Derneği, dönemin tartışmalarını, problemlerini, çelişkilerini, hayallerini, ekonomik sıkıntılarını, teknik imkânsızlıklarını, amatör ruhunu, herhangi bir iktidar odağından ve otoriteden bağımsız kalma isteğini yansıtırken; o dönemi biçimlendiren ve döneme damgasını vuran kurumlardan birisi olarak öne çıkmaktadır. Dernek, döneme damgasını vuran, amatör ruhlu, kâr amacı gütmeyen, evrensel kültürün seçkin örneklerini Türkiye’ye getirmeyi önemseyen, kamu çıkarını, toplumsal sorunları merkeze koyan kültürel kurumların ve aynı zamanda muhalif politik görüşleri benimseyen entelektüel grupların neredeyse temel tüm dinamiklerini içinde ve çevresinde barındırmış, yer yer de karşısına almıştır.

1960’lı yıllarda sinema bütün dünyada hızlı bir değişim geçirmekte, ülkemizin sineması da bu dönüşüm sürecinden etkilenmekteydi. Yeşilçam sinemasının işleyişi ve ortaya çıkan filmler, Sinematek Derneği çevresinde toplanan sinema yazarları tarafından hoşnutsuzlukla karşılanmakta ve bu sinemanın, ekonomik çıkarlar ekseninde sermayeye ve ABD emperyalizmine bağımlı olduğu eleştirisi yapılmaktaydı. Örneğin, Onat Kutlar 1967 yılında yazdığı bir makalede var olan sinemayı eleştirmekte ve alternatif bir sinemanın nasıl oluşturulabileceği konusunda bazı önerilerde bulunmaktaydı.

 “...yollar konformist olmak istemeyen, yepyeni bir dünyaya bakış açısını, yeni bir anlatım, yeni bir biçim getirmek isteyen sinemacıya kapalıdır. Birinci yolda her şey piyasa kalıplarına bütünüyle boyun eğmekle başlamakta, ikincisinde ise bu kalıplar büyük tavizler pahasına azıcık aralanmaktadır. Öyleyse non-conformiste sinemacı için piyasa dışında olanaklar aramak zorunludur. Dünya sinemasında teknik ve estetik alandaki son gelişmeler çok ucuz film yapmayı mümkün kılmaktadır. Böylece bu yeni sinema kuşakları yapacakları öncü filmler için sanatsever kapital sahipleri bularak, hatta kendi paralarıyla kısa filmler çevirmek isteklerini gerçekleştirebileceklerdir. Bu girişimler başlangıçta tek tek çıkışlar olarak kalacağından belki yerli sinemayı temsil etmekten uzak kalacaklardır. Ama değerli örnekler verirlerse, sanat adına özenti çukuruna düşmezlerse sinemanın uluslararası olanaklarından yararlanacaklar ve daha da önemlisi Sinematek’in, Sinema kulüplerinin, basının desteğiyle ülkede bir “kalite pazarı” nın oluşmasını sağlayacaklar. Bu pazar doğduktan sonra mesele kalmamaktadır. Çünkü bu alanda kazanç gören piyasa yapımcıları yalnızca kazanç amacıyla da olsa böyle filmler yapılmasına imkan tanıyacaklardır.”

Onat Kutlar, o yıllarda sinema endüstrisini dönüştürmek için kısa filmi önermekte; “kısa film sinemanın molotof kokteylidir” yaklaşımıyla bağımsız ve devrimci sinemanın yolunun daha düşük sermaye ile çekilebilecek kısa filmlerde olduğuna işaret etmekteydi. Derneğin yayın organı olan Yeni Sinema dergisinde çıkan başyazılarda, film çekmek dışında yapılması gereken şeyler de önerilmekte, örneğin, o yıllara dek Türkiye’de çok sınırlı ölçüde izlenme olanağı bulunabilen Dünya Sineması -özellikle de Avrupa sanat sineması ve sosyalist ülkeler sineması- örneklerinin dernek tarafından gösterilmesinin sinemaya daha farklı yaklaşacak kuşakların yetişmesi için elzem olduğu belirtilmekteydi. Teorik içerikli sinema yazınının Yeni Sinema dergisi tarafından okuyucuya ulaştırılmasının da, sinemanın entelektüel içeriğinin farkına varılması açısından büyük önem taşıdığı vurgulanmaktaydı.

bergman

İlk olarak bu projeleri önüne koyan Sinematek Derneği’nin kurucular listesinin Onat Kutlar, Şakir Eczacıbaşı, Hüseyin Baş, Aziz Albek, Semih Tuğrul, Tunç Yalman, Tuncan Okan, Sabahattin Eyüboğlu, Cevat Çapan, Macit Gökberk, Nijat Özön ve Muhsin Ertuğrul gibi birbirinden değerli aydınlardan oluştuğunu söylememiz gerekir.

İlk olarak bu projeleri önüne koyan Sinematek Derneği’nin kurucular listesinin Onat Kutlar, Şakir Eczacıbaşı, Hüseyin Baş, Aziz Albek, Semih Tuğrul, Tunç Yalman, Tuncan Okan, Sabahattin Eyüboğlu, Cevat Çapan, Macit Gökberk, Nijat Özön ve Muhsin Ertuğrul gibi birbirinden değerli aydınlardan oluştuğunu söylememiz gerekir. İlk yıllarda genç ve yaşlı her kesimden aydınların ortak zemini olarak gelişen dernek ilerleyen yılarda, özellikle 1968 yılından sonra, dönemin devrimci öğrencilerinin mekânı olur ve ilk yıllardaki “nezih ortam” hızlı bir şekilde dağılır. Derneğin, kuruluşundan itibaren, gençler için çekim merkezi olduğu gerçeği, derneğin genç üyelerinden Jak Şalom’un genç yaşlardan itibaren bu derneğin bünyesinde yer alması ve uzun yıllar boyunca “Sinematekçi” kalması örneğinde de görülecektir.

Sinematek Derneği, hemen kuruluşuyla birlikte içerisinde özellikle ‘auteur’ sinemasının örneklerinin bulunduğu oldukça zengin bir programla yola koyuldu. O yılların en önemli akımlarından Fransız Yeni Dalgası’nın Claude Chabrol, Jean-Luc Godard, François Truffaut gibi yönetmenlerinden Luchino Visconti, Vittorio de Sica gibi İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımının önemli isimlerine; Amerikan sinemasının öne çıkan örneklerinden Doğu Avrupa ülkeleri ve Sovyetler Birliği’nden (özellikle Sergey Ayzenştayn ve Dziga Vertov gibi Sovyet Montaj Sineması yönetmenlerinden) filmlere kapsamlı bir programa sahipti.

Derneğin gösterimleri içerisinde, o günün deyimiyle “demir perde” ülkelerinin filmlerinin ve Fransız Sinemateki’nden gelen programların önemli bir yer tuttuğunu belirtmemiz gerekir. Filmlerden sonra bu filmlerin tartışılması ve Türkiye’de alternatif bir sinema anlayışının oluşmasının gerekliliği üzerine konuşulması, film izleme sürecini daha entelektüel bir noktaya taşımaktadır. Şakir Eczacıbaşı, sinemanın gelişmesinde Sinematek’in rolünü, edebiyatın oluşmasında kütüphanelerin rolüne benzetmekteydi. Sinematek Derneği’nin sinema yayıncılığına da önem vermiş olması, bu rolü üstlenebilmesini sağlayan faktörlerden biridir. Derneğin yayın organı olan Yeni Sinema dergisi, Fransız Yeni Dalgası’ndan, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ne, Brezilya’dan Cinema Nôvo akımına dek pek çok alternatif sinema hereketini ve yönetmeni sayfalarında okurlara tanıtmaktadır. Onat Kutlar, o günlerdeki motivasyonlarını şu şekilde anlatır:

Sinematek’in kuruluşu hepimiz için çok heyecan vericiydi… Bir taraftan Türkiye’nin kültürel değerleri, bunun sinematografik karşılığı, öbür taraftan da hepimiz sinema tutkunuyuz. Hepimizin çok sevdiği filmlerin yönetmenlerini kendi ülkemizde göremiyoruz. Önce kendimiz film seyretmek istiyoruz.

Onat Kutlar’ın da vurguladığı gibi dernek, çok büyük bir şevkle ve her geçen gün artan sayıda gösterimle yola devam eder: “Önceleri haftada 3 filmdi. Yedinci yıla doğru yavaş yavaş, haftada 20 filme çıktı. Dolayısıyla yılda kaç film olduğunu siz tahmin edin...” Dernek, etkili olmaya başladığı andan itibaren, sansür üzerinden devlet baskısıyla karşı karşıya kalmıştı. Özellikle aktif olduğu ilk on yılda, 3000’e yakın uzun metrajlı, 2000’e yakın kısa metrajlı film göstermiş; bu dönemde 37 ülkeden filmler alınmış, çeşitli ülkelerden önemli ve ünlü yüze yakın konuk gelmiş; bunun dışında çok sayıda açık oturumlar, dizi gösteriler, konferanslar yapılmıştı. Az sayıda da olsa kitaplar yayınlanmıış, bir ara kulüp sayısı (Sinematek’ten esinlenerek birçok yerde sinema kulüpleri kurulur) 20’ye ulaşmıştı.

Heyecan, amatör ruh, samimiyet, siyasal angajman, dünyanın değişmesi için duyulan istek, kafa karışıklığı, netlik, derinlik, yüzeysellik, moda, çatışma, çelişki, tartışma... Kimi zaman birbirine zıt da görünen bu kavramları dönemin sanatsal ortam ve çevrelerinde gözlemlemek mümkündür. Sinematek Derneği Türkiye’nin hızlı yıllarının, 1960 ve 1970’lerin aydınlanma mücadelesinde bir kültür forumu olarak rol oynamış; gösterdiği filmlerle, açtığı tartışmalarla ülkemizin sinema ve sanat kültürüne katkıda bulunmuştur. Geçmişin bu değerli kurumu nasıl o günün koşullarında ortaya çıktıysa, şüphesiz bugünün film kültürü de günün koşullarından etkilenerek kendi oluşumlarını yaratacaktır. Sinemacıların 2000’lerden bu yana ortaya koydukları üretkenliği geçmişin değerleriyle ve çoğulcu bir kültür anlayışıyla buluşturmak bu oluşumların en önemli misyonudur.